Los Lunes al Sol – Güneşli Pazartesiler filmi analizi

fernando leon de aranoa‘nın yazıp yönettiği, 2002 san sebastian film festivali‘nde en iyi film ödülünü alan javier bardem‘in oynadığı ve oscar adaylığı bulunan güzel bir film. Fernando leon de aranoa: 1968 Madrid doğumlu yönetmen filmlerin özgün sinemacı duruşu yakalamış tarzı ile kendine haz çizgi yakalamış bir yönetmen. Filmlerinde sömürüyü konu alan, işçi-emek statüsünü reel gösteren temaları ve penceresi ile dünya sinemasında adından sıklıkla bahseden bir kişidir.

Güneşli Pazartesiler adlı filmin konusu. 7 İşsiz arkadaşın akşamları barda, gündüzleri iş arayışı ile geçen hayatlarını acılarını, yalnızlıklarını konu alan güzel ve içten bir filmdir. Çalıştıkları firmada haksızlığa karşı bir greve katılan arkadaşların  daha sonra işten atılmaları ile sonlanan işsiz hayatlarını rütin bir gözle anlatan, başarılı oyuncu Javier barden ile dram dolu günlerini izliyorsunuz.

Her şeye rağmen hayatın acımasızca işlediğini, yaşlılığın ve işsizliğin aile hayatına inen sert ilişkilerini, arkadaşlığın ve yalnızlığın birlikte olmanın parasızlığını konu alan, aşkın ve çaresizliğin gidişatını ve son bir umut dediğimiz tutunmayı en gerçekçi hali ile işlemiş bir tutkulu arkadaşlık, emekçi, işçi filmidir.Yoğun bunalımların olduğu filmde hayatın ağır gidişatını kaldıramayan intiharların olduğu, akan hayatta var olan paranın yaşamımıza ne derece işlediğini, bunun var ettiğimiz tüm sosyal yaşamda nasıl filizlendiğini hiç vurgusu yapılmasada görme imkanı sunnması, en acı gerçekliliği ile karşımıza çıkıyor.

İşsizliğin ve orta yaş bunalımların yoğun geçtiği filmde, gerçekçi bir oyunculuk, renksiz bir ispanyol günü ve pazartesilerin ağırlığını görebilirsiniz. Özellikle orta yaş üstü insanların işsizliği anlatamayışı, yaşanmış bunalımların ve kederlerin tahribatını soft bir şekilde anlatır film bize.

Kapitalizmin doğruluğuna biraz eğilmesi fimin belkide eleştirilcek bir kapı bırakmasından ötürü bunun kasıtlı bir yönetmen taktiği olarak görmemizi sağlıyor. Evet bir kapitalizim artık ufak yaşamlarımıza duygularımıza ve kirli ilişkilerimizde var olmuştur. Film bize bunu en gerçekçi bir algıda gösterir nitelikte. Sosyalizm kaybediyor ve kapitalizm büyüyor sadece. Kapitalizm büyürken ne kadar eleştirsekte onunla olan bağımızın artık köklü oluşlarını görmemizi sağlamış, duygularımıza sinen kapital gerçekçiliğin varlığını birkez daha görme imkanı veriyor bize. Filmin karakterleri başlı başına incelenmesi tartışılması gereken bir gerçekçilikte.

İnternet Sansürüne Karşı Birlikte Mücadele

İç güvenlik paketi ile toplumu koyunlaştıran hükümet ve yaverleri devletin en otoriter kimliğini ve baskıcı unsurlarını en özgür olduğumuz alan olan internete çekmiş bulunmakta. Buna karşı tepkisiz kalınması açık bir şekilde kişişel hak ve özgürlüklerimize olan tacize göz yummaktır.

Gelin hep birlikte tepkilerimiz online olduğumuz paylaşım sitelerinde bangır bangır bağarak yazarak dile getirelim. Gezi parkı eylemleri ile kitleselliğe dönüşen tepki mekanizmalarımızı riskin çok hatta hiç olmadığı sanal medyaya çekmenin tamda sırası. Yakın zaman bir oyun gibi kullanım alanlarımız olan paylaşım sitelerine ve büyük video kanallarına yapmış oldukları sansürlere tepkisiz kalmamış güç vermiş olsa gerek bunu daha fazla ve sıklıkla yapmaya koyuldular. İnternet sansürüne karşı ve gereksiz telekom ile hiç haber vermeden yapılan ambargolara karşı artık tepkisiz kalmayalım. Hükümet kendi istediği gibi tektipleşen bir kitleyi ona tepkimiz ile göstermenin artık zamanı. Her ay düzenli olarak vergisinden her şeyine kadar ödediğimiz internetin kullanım haklarına avrupa ülkelerinde olduğunu gibi sahip çıkmak en doğal hakkımız. Bu nitelikli ve özgür yaşama gayemizdir. Ülkenin saçma politikalarına yem olsan sanal özgürlük alanımız devlet tarafından tecavüze uğruyor ve sesizliğimiz ile buna göz yumuyoruz.

Neden devlet gibi yapıların sosyal medyadan korktuklarını artık anlıyoruz. Arap baharı denilen şey sadece buydu. İnsanlar örgütlenebilir ve alanlarda hak savaşı verebilir. İnsanların eline sadece eylem yapma unsuru bırakan yapılar böylesi kısıtlamalar ile halkı biraz daha fazla kaosa sürüklemekte.

Sansüre hayır! internet sansürüne hayır!

Bugün yoğun iş hayatı, eğitim sistemi ve boğucu yoğunlukta sosyal yaşamda nefes alamayan bir çokları artık sanalda varlık buluyor ve hiç bir denetime girmeden özgürce dolaşmak istiyor. Bırakında kendi önlemlerini site sahipleri alsınlar. 12eylül  faşizmi gibi bir dikta ile halkı tektipleştiren kendi buyruğuna alıp biat kültürünü enjekte eden yapı ve unsurlar var ettikleri bu kapalı ve apolitik tutumlarının karşı tepkisi altında bir gün ezilmeye mahküm edelicektirler.

İnsanlar sansürsüz bir internet kullanım hakkına kişilik hakları gibi doğuştan sahiptir. Bunu biz demiyoruz sanal yapıların varlığı bunu doğuruyor. Her baskı bir başka özgürlükcü kanal açar.

türk telekomun keyfi uygulamaları ile binlerce emekçi kişi emek verdiği siteyi anında kaybedebiliyor. Bu işten para kazanan ev geçimini bu yolla sağlayan hükümet ve devletler kendi kerhanelerini bir düzensizliğine itip insanların taki pornosuna kadar karışabiliyor.

Bırakında insanların nereye girip ne izleyeceğinine karışmayın. Bunun tedbirini alacak olan site editörleri ve sahipleridir. Telekom bir amborgo ile tümden yok ettiği sektörün önlemini hiç bir zaman alamayacaktır. Kullanıcı için bir arz-talep durumu söz konusuyken şayet..

Son kez sansüre hayır yaşasın bedava sınırsız sansürsüz internet!!!

 

THE WİTCHER 3: WİLD HUNT

5 ciltlik kitabın oyuna aktarılması ile oyun sevenlerin beğenisine sunulan The Whitcher serisinin üçüncüsü olan bu seirde ana karakter değişmiyor ve yine Gerald oluyor. Dövüş ve strateji oyunu olan bu seri hafızasını kaybeden Gerald’ın hafızasını tekrar kazanması sonucunda aşık olduğu kadın olan Yennefer’in peşine düşmesi ile başlıyor. Tüm diğer yeni oyunlarda olduğu gibi bu oyunda da harita büyütülerek oyunculara geniş bir oyun alanı sağlanmıştır. Oyun toplamda 100 saat sürüyor ancak 50 saat senaryo kısmından oluşuyor, yani 50 saatlik bir oynama süresine sahip. Ana karakter olan Gerald aynı zamanda Beyaz Kurt olarak da ün yapmıştır. Canavarları avlayan Gerald’ın mücadelesinde kullandığı büyü ve bazı kimyasallar bulunuyor. Bu seride ana karaktere birde at eşlik ediyor, her zaman değil ancak çoğunlukla bir yere giderken ya da dövüşürken ata biner halde görülüyor. Bunun nedeni ise; haritanın oldukça genişlemiş olmasıdır.
Oyunda belirli görevler mevcut ve her kazanılan görev puan kazandırıyor. Aynı zamanda karakter kasabalara giderek orada ki görevlerden para kazanıyor. Oyunun en büyük özelliği oyuncunun istediği gibi ana karakteri yönlendirebilmesi bu anlamda herhangi bir kural bulunmuyor. Son seriye kazandırılan birçok yenilik mevcuttur. Görsellerde bazı iyileştirilmeler yapılarak ses efektleri ile birleştirilmiş ve önceki serilerde bulunan eksiklikler giderilmiştir. Oyunda 96 adet dövüş hareketi bulunuyor. Strateji belirleyerek düşmanlara saldırılan oyunda her duruma göre farklı bir dövüş hareketi kullanılmaktadır. Böylece ana karakterin gücünün boşa harcanması engellenmiş oluyor. Oyunda kullanılan 174 farklı müzik oyun ile bütünlük kazandırılarak, bulunulan duruma göre değişmektedir. Bundan dolayı oyun sevenler oyundan daha fazla keyif alırken bir yandan da kendilerini oyuna daha fazla kaptırmaları sağlanmıştır. Oyun içerisinde ana karakterin diğer karakterler ile iletişim kurması ve yakalanmamak için iletişim sırasında kimliğini belli etmeyerek iyi geçinmesi gerekiyor.
Oyunda mevsim değişiklikleri gibi hava ile ilgili görsellere de yer verilerek oyun zenginleştirilmiştir. The Witcher 3: Wild Hunt serisinde iki harita bulunuyor bu da ana karakterimizin sadece at üzerinde olmayacağını belirtiyor. Oyun biraz daha zorlaştırılarak sevenlerine sunulmuştur. Tanıtım filmi izlendiği andan itibaren dikkat çeken bir oyundur. Daha erken bir tarihte çıkması düşünülen ancak ertelenen ve 19 Mayıs 2015 tarihinde piyasaya sunulması beklenen oyunda bilinenin dışında birçok yeniliğin olabilme olasılığı yüksek. Ana karakterin görünümünde de değişikliklerin olduğu bu son seride 3 farklı bitiş bulunmaktadır ve her bir bölüm bir saat sürmektedir. Oyun ayrıca 36 farklı şekilde değişikliğe uğruyor, bu değişiklik oyuncunun vereceği kararlar ile doğru orantılı olarak düzenlenmiştir. Oyun tek oyuncu ile oynanan bir oyundur. Aksiyon tarzında olan oyun yüksek çözünürlüğe sahip, müzik seçimleri ve görselleri üzerinde özenle çalışılmış bir oyundur.

E3 2016’nın tarihi belli oldu!

Her yıl E3 fuarını düzenleyen ESA, E3 2015’in son gününde E3 2016’nın tarihini oyun severler ile paylaştı. 14-16 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek olan E3 2016 için ESA CEO’su Michael D. Gallagher, basın toplantısında şu şekilde konuştu;

Bu seneki E3, oyunculuk açısından diğer bütün E3’lerden daha iyiydi. E3, bizlere eğlence dünyasında ki bütün platformların kayda değer değişimlerini -sanal gerçeklik, arttırılmış gerçeklik, yazılım, mobil ve portatif teknoloji- ve tabi ki muhteşem oyunları görme fırsatı tanıdı.”

“Teknolji ve eğlence dünyasının itici gücü olarak oyun endüstrisi; bizlere mevcut gelişimlerin, insanların tüketimleri, teşvikleri ve interaktif medya doğrultusunda meydana geldiğini açık bir şekilde gösteriyor. İnanılmaz derecede yaratıcı olan katılımcılarımıza, partnerlerimize ve tabi ki de E3’ü kutlayan milyonlarca oyuncuya teşekkürlerimi iletirim.”

Bunlara ek olarak duyuru esansında geçtiğimiz E3 hakkında bazı rakamlar da paylaşıldı. Bu sene E3’te 300 katılımcıdan 1.600 ürün bulunmuş ve toplam 109 ülkeden 52.200 ziyaretçi fuar alanında bulunmuş.

Sosyal medyada ise Twitter’da 6.3 milyon Instagram’da ise 7.5 milyon gönderi paylaşılmış. 1 milyondan daha fazla sayıda video ise Youtube‘ta paylaşılmış.

Mirror’s Edge: Catalyst hakkında yeni bilgiler paylaşıldı!

E3 2015‘te tanıtılan Mirror’s Edge: Catalyst hakkında yeni bilgiler paylaşıldı. Proje lideri Sarah Jansson, oyunu baştan aşağı yenilediklerini söylüyor. Aşağıdan bahsedilen yeniliklere ulaşabilirsiniz.

  • Faith karakteri geliştirildi. Catalyst’te ki Faith, ilk oyunda bıraktığımız Faith’e benzemeyecek.
  • Hikaye ilerleyişine göre şehirde değişimler olacak. Faith, tecrübesiz şekilde oyuna başlayacak. Hikayedeki olaylar Faith’in gelişimini arttıracak ve şehre adapte olmasını sağlayacak.
  • İlk oyuna göre daha fazla serbest dolaşma olacak.
  • Başlangıçta şehrin kısıtlı bir alanında oyun oynanabilecek. Hikayedeki ilerleme ile bu alan artacak.
  • DICE firması oyunda daha fazla etkileşimli bir yapı sunmak istiyor.
  • Eğer zamanlamayı doğru yapamazsanız, düşmek yerine çatının kenarına tutunabileceksiniz. Eğer yeteneğiniz varsa oyunda çok hızlı olabileceksiniz.

Mirror’s Edge Catalyst, 23 Şubat 2016 tarihinde PC, PlayStation 4 ve Xbox One için çıkışını gerçekleştirecek.

Vizyondaki filmler

19 haziran cuma günü ikisi yerli 8 film vizyona giiryor. Vizyona giren dram, korku, animasyon, komedi türündeki filmler sinemaseverlerle buluşacak. Vizyona giren filmlerden biri olan Kuzu seyirciyle buluşacak. Kutluğ Ataman yönetmenliğinde olan Kuzu filminde Nesrin Cavadzade, Cahit Gök, Mert Taştan ile Sıla Lara Cantürk oynuyor. Vizyona giren bir diğer yerli film de İyi biri. Ayhan Sonyürek’in yönetmen koltuğunda oturduğu filmde başlıca oyuncular Cengiz Bozkurt, Mustafa Alabora, Asuman Çakır ve Macit Sonkan. İşte vizyona giren diğer filmler…

Kuzu

Doğu Anadolu’da bir köyde yaşayan 27 yaşındaki Medine, beş yaşındaki oğlu Mert’in sünneti şerefine vereceği yemek için kuzu kesmek zorundadır. Ne var ki gerekli olan parayı bir türlü denkleştiremez. Bütün aile bir olup çalışması gerektiğini söyleyen Medine’nin bu halleri kocası İsmail’i endişelendirmektedir. Mert’in ablası Vicdan ise tüm ilginin Mert’e geçmiş olmasından dolayı kıskançlık nöbetleri geçirirken, Mert’i eğer kuzu bulamazlarsa kendini kurban edeceklerine inandırır. Öte yandan İsmail mezbahada bir iş bulur ve parayı denkleştirme umudu doğar. Ancak İsmail’in arkadaşları tarafından baştan çıkarılması işleri zorlaştırır. İsmail’in güçsüzlüğü, Medine’nin ısrarları ve Mert’in hayalleri aynı şeyi işaret etmektedir, ancak sonunda Medine’nin hiç de tahmin etmedikleri bir yerden yardım istemesi gerekecektir. Kutluğ Ataman’ın son filminin başrollerinde Nesrin Cavadzade, Cahit Gök, Nursel Köse ve Sedat Kalkavan yer alıyor.

İyi Biri

Televizyonda imza attığı senaryolarla tanınan Ayhan Sonyürek’in yönetmen koltuğuna oturduğu film, Hatay’dan Mersin’e uzanan bir yol hikayesini beyazperdeye taşıyor. Saf, iyi niyetli, tutunamamış bir karakter olan Mızrap, Antakya’nın Samandağ ilçesinde köpeğiyle birlikte yaşar ve hayatında büyük bir değişikliğe imza atmak üzeredir. Mızrap ev ve iş bulma umuduyla Mersin’in Mut ilçesinde yaşayan asker arkadaşını ziyaret etmeye karar verir. Sıcak iklimin hakim olduğu bu meşakatli yol boyunca türlü türlü insanlarla karşılaşacağı bu yolculukta ona köpeği de eşlik eder. Başına türlü komik ve trajik hikayelerin geleceği bu yolculuk, kendini keşfetmesi açısından önemli bir deneyimin kapılarını aralayacaktır. Film, geçtiği coğrafyanın mizahi panoramasını çizerken insani değerlerde yaşanan erozyon da filmin önemli bir parçasını oluşturuyor. Başlıca rollerde Cengiz Bozkurt, Mustafa Alabora, Asuman Çakır ve Macit Sonkan bulunuyor.

Hayatımın Şarkısı

Mandıracılık yaparak geçimini sağlayan Bélier ailesinin, 16 yaşındaki Paula hariç, tüm fertleri işitme engellidir. Paula ailenin tüm gündelik işleriyle, en başta çiflikteki işleriyle tek başına ilgilenir. Bunun yanı sıra ailesinin çevresiyle kurduğu ilişkilerinde çevirmenliği de bizzat üstlenmektedir. Özellikle de radikal bir kararla yaklaşan yerel seçimler için belediye başkanlığına adaylığını koyan babası, bu süreçte kızına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar. Ancak Paula bir gün, müziğe karşı doğuştan bir yeteneği olduğunu keşfeden müzik öğretmenin ısrarlarıyla, Radio France’ın düzenlediği şarkı yarışmasına katılmaya karar verir. Hayallerini gerçekleştirmek ve ailesinin yanında olmak arasında sıkışıp kalan Paula’nın verdiği karar, yetişkinliğe doğru kaçınılmaz bir adım atmasına neden olur. Louane Emera, Karin Viard ve François Damiens’in başlıca rollerinde yer aldığı filmin yönetmeni Eric Lartigau.

Kabile

Sergey konuşma ve işitme engelli bir gençtir ve kendisi gibi öğrencilerin eğitim gördüğü bir denizcilik okuluna kaydolur. Okuldaki ilk günüyle açılan film, Sergey’in öğrencilerin kendi aralarında kurduğu sert hiyerarşik düzenle tanışmasını ve zamanla bu düzenin bir parçası oluşunu ele alır. Öğrencilerden kurulu çetenin çeşitli suçlara bulaştığı bu düzende ilk sınavı geçen Sergey, artık bu zincirin bir üyesidir. Ancak beklenmedik bir şekilde diğer üyelerden birine aşık olması işleyişi derinden sarsacaktır. Ukraynalı yönetmen Miroslav Slaboshpitsky’nin ilk uzun metrajlı yapıtı, sadece işaret dilinin kullanıldığı bir sessiz film. Filmin, çoğu ilk oyunculuk deneyimini gerçekleştiren yeni yüzlerden kurulu oyuncu kadrosunda, Grigoriy Fesenko, Yana Novikova, Rosa Babiy, Alexander Dsiadevich gibi isimler bulunuyor.
Dedemle Bu Yaz

Lea, Adrien ve küçük kardeşleri Theo, yıllar önce yaşanan bir tartışma nedeniyle hiç tanışamadıklarını dedeleri Paul’ü ziyaret etmek için yaz tatilinde Provence’e dedelerinin yaşadığı eve giderler. Ancak bu tatil hiç de bekledikleri gibi rüya tatile dönüşmez. Zira anne ve babaları boşanmanın eşiğindedir ve baba evi terk etmek üzeredir. Bu haberi aldıktan sonraki her birinin tatili başka bir kaosa sürüklenecektir… Rose Bosch’un yazıp yönettiği filmin başrolündeki Jean Reno’ya Anna Galiena, Chloé Jouannet ve Hugo Dessioux gibi isimler eşlik ediyor.

Ölümcül Takip

Yakın zamanda Londra’daki Amerikan Büyükelçiliği’ndeki göreve başlayan Kate Abbott, hırslı ve idealleri olan başarılı bir genç kadındır. Ancak göreve geldiği gibi talihsizlikler de art arda gelir. Kendini uluslararası bir krizin ortasında bulur ve bir bombalı saldırıdan sağ çıkmayı başarır. Ne var ki bu sorunların sonu değil, başlangıcı olacaktır. Kate bombalı saldırının tek sorumlusu haline getirilir ve saldırıda ölen insanların sorumluluğa da Kate’in üzerine yıkılır. İtibarsızlaştırılan ve olayın tek şüphelisi haline getirilen Kate, başta yetkililerden, sonrasında ise peşine taktıkları ajandan kaçmak zorundadır. Üzerine atılan bu lekeyi temizlemeye çabalayan Kate aynı zamanda Noel arefesinde Times Meydanı’nda düzenlenecek olan terör saldırısını da engellemeye çalışacaktır. James McTeigue’nin yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerinde Milla Jovovich, Pierce Brosnan, James d’Arcy gibi ünlü isimler var.
Boynuzlar
Ig Perrish, sevgilisi Merrin’in tecavüz edilip öldürülmesi sonrası polis tarafından bir numaralı şüpheli ilan edilmiştir. Çok içtiği bir gecenin ertesi sabahı uyandığında, aynada bir gariplik fark eder. Kafasının iki yanında boynuzlar çıkmaktadır. Neye uğradığını şaşıran Ig, ilerleyen günlerde insanların kafasındaki boynuzlardan çok etkilendiğini ve kimseye yapamadıkları itirafları boynuzlardan korktukları için kendisine yaptıklarını fark eder. Tüm bu garip süreçte, sevgilisi Merrin’in aslında başına ne geldiğini araştıracak ve cinayetin faillerini insanlardan öğrendikleriyle kendi yoluyla bulmayı deneyecektir. Joe Hill’in aynı adlı romanın uyarlanan film, doğaüstü bir gerilimin yanı sıra, fantastik ve romantik öğeler de barındırıyor. Senaryosunu Keith Bunin’in yazdığı yapımda yönetmenliği Alexandre Aja üstlenirken başrol Daniel Radcliffe.

Ters Yüz

Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe (Amy Poehler), Korku (Bill Hader), Öfke (Lewis Black), Nefret (Mindy Kaling) ve Üzüntü (Phyllis Smith)… Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır… Orijinal fikri ve yönetmenliği Pete Docter’a ait olan eğlenceli animasyonun senaristi Michael Arndt. Disney ve Pixar’ın ortak yapımı filmin orijinal seslendirme kadrosunda ise Amy Poehler, Bill Hader, Mindy Kaling, Phyllis Smith ve Lewis Black gibi isimler yer alıyor.

FIFA 16 Türkçe dil desteği ile geliyor!

Ülkemizdeki oyun sektörünün hızlı bir şekilde gelişmekte olduğu inkar edilemez. Bu konu da bir iyi haber de EA’den geldi. FIFA 16’nın resmi Origin sayfasından da görebileceğiniz üzere FIFA 16’da türkçe dil seçeneği de bulunmakta. Umarım bu iyi haber sadece FIFA 16 ile sınırlı kalmayıp hem serinin diğer oyunların da hem de farklı oyunlarda yüzümüzü güldürmeye devam eder.

FIFA 16, 22 Eylül 2015’te piyasaya çıkacak.

Mirror’s Edge Catalyst’te silah kullanamayacaksınız!

EA’nin E3 konferansında izlediğimiz gibi Mirror’s Edge Catalyst‘te ana karakterimiz herhangi bir ateşli silah kullanmamıştı. Bu konuda EA DICE‘ın ana karakterin silah kullanmasını tamamen oyundan kaldırdığını kabul edebiliriz. “Mirror’s Edge Catalyst’te herhangi bir silahı kullanamayacaksınız” diyen Sara Jansson, Polygon adlı siteye verdiği röportajda “O bakış açısını oyundan tamamen kaldırdık. Silahları yerden almanız bile mümkün olmayacak” şeklinde konuştu. Tabi bu konuda yanlış anlaşılmaları önlemek adına ana karakterimizin silahlı düşmanlarla karşılaşacağını fakat onlara karşı sadece yakın dövüş tekniklerini ile cevap verebileceğinin ve herhangi bir düşmanı öldürmeyeceğinin de altını çizmekte fayda var.

Mirror’s Edge Catalyst, 23 Şubat 2016’da oyuncularla buluşacak.